"Acı çekenler, başkalarının acı çektiğini hissederler."    Osamu Dazai   

Modern kültür, 21.  yüzyılın en önemli gerçekliğinden biridir. Bu kültür, gerçekleşmesi mümkün olan ilkeli bir yaşam sonucu oluşturularak toplum varlığıyla bağdaştırılır. Doğruluktan uzak bir yaşam tasarımımız, günümüz realitelisi ortaya koymamaktadır. Düzgün iletişim kuramadığımız, güvensiz bırakıldığımız ve değerlerimizin gerçek anlamıyla yaşatılmadığı ortada olan bir durumdur. Korku ve güven, bir arada bulunmayan faktörlerdir.

Günümüz insanları yalnızlaştırılmış, öte yandan yalanlara inanmaya ikna edilmiş, bilgelikten yoksun, sanal bir kurgu içerisine itilerek dışlanmıştır. Bir toplumu itibarsızlaştırmanın en kolay yolu, onu değersizleştirmek ve kültürel varlığına anlamsızlık yüklemektir.

Toplum, olduğu gibi kabul edilmeyerek, olması gerektiği gibi başkaları tarafından dizayn edilmeye çalışıldığı sürece popüler kültürün anlamsız dayatması altında ezilecektir. İnsan yaşamının olduğu her yerde sorunlar ortaya çıkar.Bir arada yaşamayı beceremediğimiz sürece bu sorunlar katlanarak devam edecektir. Yaşadığımız toplum,bilimsel ve felsefi olarak günümüz Avrupa’sının gerisindedir. Avrupa'nın  bilimi  insanlık için  bir  umut  yaratmaktadır. Modern dünyaya henüz ulaşamadığımız gerçeği ortadadır. Değişime öncü olmayı beceremedik. Bu olumsuz varlığımıza karşı, kendine son derece güvenen, yaptığıyla değer kazanmaya çalışan bir kişilik kuramını ortaya koyduk. Varlığımız, bu olumsuzluk neticesinde gerçekleştirme eğilimine doğru evrildi. Sanayi Devrimi'nden bugüne kadar hep hayallerle yaşamayı kendimize hedef bildik. Slavoj Žižek, umutsuz olma cesaretini anlatır ve bu gerçekliğe adapte olmaya çalışır. İnsanlar artık olumsuzluğu normalleştirmek zorunda kalıyorlar. Yüzyıl sonra da bir şeylerin değişmediği ortadadır. Bir şeylerin gerçekliğini kavramadan anlamlı kılmak, ilkel bir adım değil midir? Her şeyin iyi gitmesi düşünülemez, özellikle Ortadoğu Coğrafyasında. Umutsuz olmak, başlı başına bir ihtiyaçtır. Sebebini iyi bir şekilde görebileceğimiz büyük değerlerin tahrip olduğu, insan değerinin anlamsızlaştığı bu dönemde, bir şeylere anlam yüklemek sonsuz bir gereklilik değil midir? Derdimizi anlatamadığımız, yalnızlaştırılan ve meta hâline getirilmeye çalışılan insan, bu yüzyılın büyük bir sorununu ortaya koymaktadır.

Giorgio Agamben der ki: "En kötümser teşhisin dahi, şu meşhur tünelin sonundaki ışığı ima edip moral vererek sözünü noktaladığı tarihsel ânımız için bilhassa geçerlidir bu iç görü." Yalnız kendini düşünen insan, insan değildir. İnsanların acılarını görmüyorsa, bir birey gereksiz yere yaşıyordur. Birey, topluma karşı sorumludur. Eğer toplumla bütünleşmezse, yarın aynı sorunları kendisinin de yaşayabileceğini görmesi gerekir. İnsanların duygu, düşünce ve temennileri sorumluluk gerektirir.  Bir toplum nasıl iyileşir? Önce buna çare üretmek zorundadır. Hasta bir topluma karşı,  toplumun bu hâle gelmesindeki sorumlulukları nedir? Bencilleşen, yalnızlaştırılan ve aciz  bırakılan toplum, paranın her şeye hükmettiği sanılan bir sisteme hapsolmuştur.

Günümüz  insanı sosyal medyada bir meta oluşturmuş, bir camın etrafına bırakılarak varlığına hapsolmuş güvensiz bireyden başka bir şey değildir.''Derisini değiştirmeyen yılan kafasını değiştirmeyen insan ölmeye mahkumdur'' der Nietzsche  Çağımız, hastalık çağıdır ve en büyük hastalık da yaşadığımız ortamda yalnızlaştırılan, değersizleştirilen insandır. Bizim yaşadığımız acılar, içinde bulunduğumuz toplumun  sorunlarıdır. Hakkâri’de artan intihar vakaları, İnsanlarda oluşan sanal kumar bağımlılığı  insanların hayatlarını mahvediyor. Madde bağımlılığına karşı durmak gerekir. Her türlü  uyuşturucu maddeye karşı en sert bir şekilde mücadele edilmelidir insan bedeni bir maddeni  esiri olmamalıdır. İnsanın varlığıyla değerli olduğu hissettirilebilmeli sürünün bir parçası olmaktan çıkmalıdır. işsizlik sorunu başlı başına bir sorundur liyakatın ne kadar önemli olduğunu her geçen gün daha fazla anlıyoruz. işi ehline vermek herkese katkı sunacaktır. İnsani değerimizi kaybettik. Bize zarar veren şeylerden uzak durmamız gerektiğini hâlâ  öğrenemedik. Günümüz insanı bir varoluş sorunu yaşamaktadır ve buna karşı her birey  sorumlu davranmalıdır. Çözüm üretemeyen ötesine çıkamayan günümüz toplumu, paranın esiri bırakılarak egoist bir zihniyeti temsil edilmemelidir.

İnsan, cansız bir varlık değildir. Yaşadığımız yüzyıl değersizliğin yeniden anlam kazanacağı bir dönemdir. Günümüz insanı yalnızlaştırılmış birey durumdadır. Diyalog sorunu ne zaman insanlık için bir şeyler üretecek duruma gelecek? İnsanlık, bilim, felsefe ve dinin gelişimine öncü olmalıdır. Bir virüs bile insanlığı yok ederken, hastalıklara çare üretmek için her tür çaba gösterilmeliydi. İnsan bu kadar aciz bırakılmamalıydı. Kötülükle mücadele edilir, kötülüğe uyum  sağlanmaz ilkesine bağlı kalınmalıdır. farklılıklarımızla yaşamayı becerebilmeliyiz. İnsanlık, yaptığı hatalarla bir kurtarıcı beklemeye  devam etsin. Yaşadığımız gerçekliğin fantezi, hayallerden öteye gidemediği zamanla ortaya anlaşılacaktır. Oysa sorunlarımızın çözümü geciktirilemeyecek kadar önemlidir ve cehaletin inisiyatifine bırakılmamalıdır.

Yaşadığımız toplumda bireyin kendisine bilgelik vasfı verdiği bir dönemde evrilmemelidir. Gençlerin psikolojisinin bozulmasının sebebi nedir? Bu sadece gençler için geçerli olmayan bir durumdur. Günümüz insanı kendisine yabancılaşmış, geleceği üzerine bir hedef koyamaz duruma gelmiştir. Yüzyılın laneti bu olsa gerek! Umutsuz olma cesareti göstermek zorunda bırakılıyoruz.

Aklın sınırlarını zorlayan, iradenin büyük tasarımına meyilli bir yaşam düzeni, bizim yeni perspektifimize ve yaşam tarzımıza uygun değildir. İnsanca yaşamanın eşit adil sorumluluk bilinci olan bir toplum yaratmak olduğunu bilmemiz gerekir. Modernleşmenin toplum faydacılığının öncelikli amacı olduğu bilinerek yaşatılmalıdır.